Bizans tahtının yaşayan varisi 15.07.2018


Konstantinopolis fethedildiği zaman son güne, son ana kadar, son askere kadar savaşıp fetihte ölen bir Bizans imparatorundan bahsederler her zaman. Bu bazı kaynaklarda da diğer hikâyeleri doğruluyor fakat şu anda Malta da kendine Bizans tahtının yaşayan varisi olduğunu söyleyen ve bu mirası da Vatikan tarafından onaylanan bir hanedan var. Avrupa’da krallıklar veya her türlü monarşik yönetim dinsel lider olan papalıktan icazet almadan halkını idare edemez yani papalık onayı bu kadar önemli ve hassas bir süreçtir. Tabi bu Katolik tebaa için geçerli yüzyıllarca Ortodoksluğun bayraktarlığını yapmış bir makam olan Bizans nasıl papalık tarafından kutsanıyor veya tam tersi düşünürsek papalık tarafından kutsanan hükümdarlık varisliği Ortodoks bir hiyerarşi için ne kadar değerlidir bunu onlar bilir. Sonuçta şu anda Malta da bir Bizans imparatoru var.

Fakat bunun gerçeklik payı var mı? Bence yok çünkü yukarıda anlattığım gibi şehir bizzat imparator tarafından çala kılıç savunulduysa eğer bu mücadelenin yenen tarafı onlar olmadığına göre yenen taraf zafer ilanıyla beraber kendisine karşı gelen askerleri ve imparatorluk muhafızlarını kılıçtan geçirtmiştir. Nitekim Fatih Sultan Mehmet de böyle yaparak daha sonradan İstanbul üzerinde hak iddiası olmaması veya muhtemel bir şer odağı oluşmaması için bütün hanedanlığı kılıçtan geçirtmiştir. Zaten kendisi de yani Fatih de bir Roma hükümdarı gibi davranmıştır, Topkapı sarayında bütün padişah kılıçları aynı model ama Fatihin kılıcı bir Gladio yani eğri değil düz bir gladyatör kılıcına benzer. Unvanlarından biri de Kayser-i Rum dur, Rum diyarı (Anadolu) Sezar’ı.

Sorun aslında yüzyıllardır oluşturulmaya devam eden Avrupa ve Avrupalı imajındadır. Macar yazar Ferenk Herzeg (doğru yazdığımı umarım) tarafından 1800’lerin başlarında yazılan “Bizans’ın son günü” romanında bizzat imparator meşhur Venedikli savaşçılarla beraber bütün muhafızlarıyla savaşarak ölmüştür. Savaştan sonra ise aynı romanda yazmaz ama şehir üç gün yağma edilmiştir. Çünkü Fatih istemese de asker ganimet vaadi olmazsa savaş azmini kaybeder ve kuşatma başarısızlığa uğrayabilir, bu riski de hiç bir komutan göze alamaz değil ki savaş yönetimini çok iyi bilen Sultan Mehmet göze alsın. Bu yağma sırasında ordu tarafından aranıp bulunan bütün hanedan sonradan hak iddia edemesin diye öldürüldü. Eğer öldürüldü ise rivayete göre hanedandan varisler nasıl Rusya ya kaçabildiler. Rusya ya kaçan hanedanın varisleri Bizans mirasını güya Moskova prensliğine veriyor ve onlar da 3. Romanın temellerini atıyorlar. Emperyal olmaya çalışan veya emperyal olan bütün devletler kendilerini 3. Roma olarak tanıtır. Bu tanıtma ve propaganda süreci Amerika da bile vardır. Kendilerini Roma’nın devamı ve temel yasaların emperyal koruyucusu olarak görürler. Bütün politikaları ve işleri bu yüksek inanca göre yaparlar.

Rusya ya geçen Bizans hanedanının zürriyeti zaman içerisinde Malta’ya geçiyor ve eski varis öldüğünde hanedandan bir ekber-i erşad varis kendini Bizans imparatoru varisi ilan ediyor, bunu da papalıktan onaylattırıyor. Bu hala bugünde devam etmektedir. Hangi Bizans, nerenin imparatorluğu ve kimin yönetildiği belli değildir ama bu bir soyluluk unvanı. Tıpkı Avrupa’daki diğer prensler, dükler ve lordlar gibi. Bu tarihi çelişkiyi net olarak ortaya çıkartacak bilgi tabii ki bende yok ama fikri olarak yakınlığımdan dolayı hep merak etmişimdir.

Bir de son Bizans imparatorunun ne kadar imparator olduğu konusu var. Son hanedan 2. haçlı istilasından beri (sanırım 1226) Palaelogos hanedanındadır. Mikael Palaelogos imparator olmadan önce bir generaldi ve imparatorluk makamının sürgün yeri olan İznik’ten Konstantinopolis döndükten sonra kendini imparator ilan etti. Bu süreç imparatorluğun çöküş sürecidir. Sürekli gerileyen ve parçalanan bir imparatorluk vardır artık. Daha önce de generaller kendilerini imparator ilan ettiler ve hanedan kurdular ama bu son devir diğer devirlere göre ekonomik yönden de sıkıntılı olduğundan kültürel ve siyasi olarak da çöküşe geçtiler. Nitekim fetihten önce de korkudan Patrikhaneyi Floransa konsili ile papalığa bağlanması da bir büyük acziyetin ve bir ülke yönetimi için şerefsizliğin göstergesidir. Bu hanedan Bizans yönetimine zaten en büyük ihaneti fikri ve dini olarak yapmışlar.

Fatih Sultan Mehmet Konstantinopolis ü aldıktan sonra onu İstanbul yaptı ve aslında 3. Romanın varisi Osmanlı İmparatorluğudur. Tıpkı bütün tebaanın ve bütün dinlerin üzerinde bir kapsayıcı yönetim anlayışı ile tek bir halk veya tek bir dinin milleti değil bütün halkların yöneticisi olduğunu kurduğu yönetim biçimleri ve politikalarıyla da herkese göstermiştir. Bunun tarihte birçok kanıtı var ama benim hoşuma gideni Beşiktaş ta Deniz Müzesinde Barbaros Hayrettin Paşanın sancağında gördüm. Sancakta Tevhit, dört Halife ve Fetih suresi yazıyor ama Hristiyan haçı da var sion yıldızı da var. Yani o sancağın altında herkes yaşayabilir ve o sancak sadece Müslüman için değil diğer halklar için de dalgalanmalıdır.

Categories