Gine 04.02.2019
Gine aslında Afrika’daki Gine körfezi ile alakalı olduğundan o bölgenin de adı ve bu yüzden Afrika’da Gine ismi birçok yeri tarif ediyor. Bunun için de Gine denildiğinde hangi Gine olduğunu sorar bilenler. Gine ülkesi haricinde bu ismi kullanan Gine Bissau ve Ekvator Gine’si de vardır. Bunun yolunu Gine ‘ye başkentiyle beraber söylemek en yaygın olan çözüm şeklidir: Gine Conakry. Gine Conakry daha önce gittiğim Afrika ülkelerinden en gelişmemiş olanıdır. Benim Gine ‘de kaldığım yer Gine ‘nin en büyük ve gelişmiş yeri olan Conakry den arabayla 5 saat uzaklıkta olması da bu benim açımdan Gine ile ilgili pek de rahatlık mefhumunun içinde olan şeylerle anılmıyor. Benim kaldığım yer Conakry ‘den güneye doğru Kamsar-Boke istikametindedir.
Guinee Alumin Corp. Adlı BAE menşeli maden şirketinin Sangaredi ‘de başladığı Boksit madeni için inşaat kısmının taahhüdünü yapan Bouygues firmasının Gine ‘deki succursale şirketi DTP ‘nin yaptığı maden lojmanı ve binaları inşaatında proje müdürlüğü yaptım. Proje toplamda 129 tek kişilik bağımsız içinde WC, duş vs. olan bina, 7 maden makineleri kademe ve hangarı, 2 içinde birçok oda ve yönetim donatısının olduğu büyük ofis binaları, 2 depo ve stok binası, mutfak ve yemekhane binası ve derin dondurucu binalarının olduğu ve 2 şantiyeden (Pioneer camp, Base camp) oluşan bir projedir. Proje bedelini işe gönderilen ilk proje müdürü olmadığımdan pek üzerinde durmadım ve işin bu kısmıyla ilgilenen projeler koordinatörü de olduğundan özel ilgilenip dikkat çekmek de istemedim fakat sanırım 8 milyon USD civarı sözleşme bedeli vardır. Bu projeye Vefa Prefabrike ile gittim. Giderken Vefa’nın çok değişik ülkelerde yaptıkları iyi projelerden kaynaklanarak ben de belki çok değişik ülkelere gidebilirim düşüncesiyle daha da sıkı çalışma azmi ve iş disiplini anlayışıyla gittim.
Fakat gittiğimde gördüm ki şirket duraklama döneminden parçalanma döneminde çoktan girmiş bile.
Gine’nin iklimi Fildişi Sahiline benziyor ama daha sıcak. Bunun sebebi dinamik yüksek basınç kuşağına yani çöllere daha yakın olmasıdır. Kamerun’daki kurak iklim burada da var fakat Ginedeki kurak sezon sabahları serin oluyor ve gündüz çölden esen rüzgarlar (harmatan) havayı kurutup sıcaklığı arttırsa da rutubeti azalttığından çekilir bir sıcaklık vardır. Sıcak eğer rutubetli ise insanları çok yoruyor ve bunaltıcı, bıktırıcı oluyor ki bu rutubetli sıcaklık Kamerun’da çok var. Çalıştığımız yer Sangaredi: Boke şehrine bağlı bir ilçe ve madenci şehridir. GAC ın haricinde orada Amerikalı GBC var fakat onlar çok eskiden beri oradalarmış (25-30 yıl diyorlar). Bir de Rus ve Çinli şirketin olduğunu duydum fakat başka bir bilgim yoktur. Şehre elektriği ve suyu bu Amerikalı şirket veriyormuş. Bunun bedeli olarak devletten neler alıyor kim bilir. Çıkış noktası ise şöyledir: milyonlarca dolar yatırım yapan maden şirketi oraya yaptığı bir çok lojmanı (abartısız yüzlerce belki binlerce) lojman binasının elektriğini ve suyunu üretmek zorunda çünkü devlet bunu sunacak alt yapısı yoktur. Şirket kendi üretmek zorunda olduğu elektriği ve sağladığı suyun fazlasını şehir şebekesine veriyor bu da zaten çok küçük olan lojmanlar harici Sandaredi’ye yetiyor. Şehre ayrıca hastane de yaptırmışlar, böyle gelişmemiş bir bir yer için fazlasıyla iyi durumda olan bu hastane Kamerun’daki şehir merkezlerindeki bir çok hastaneden bile iyi durumdadır. Paranın gözünü seveyim.
Madenden ben oradayken günde madenin kendine ait olan özel demir yolundan Kamsar’daki limana günde 2 sefer trenle boksit sevkıyatı yapılıyordu. İnternet’ten araştırdığım kadarıyla maden kurulması için gerekli olan tenor yüzdesi en az %40-50 civarı olmalıymış ve geçen sene piyasada alüminyum külçe kg fiyatı da 2,38 USD mış. Her tren katarında 120 vagon ve her vagonun üzerinde 54 ton istihap haddi yazıyordu. Bu rakamlarla hesap yapıldığında günlük elde edilen alüminyum tutarı çok ciddi bir rakama ulaşıyor. Oradaki taşın yapısı ve nebati toprağın alışılmadık azlığı maden konusunu bilmeyen benim bile gözümden kaçmadı. Alüminyum topraktan çıkartıldığı anda ismi boksit oluyor. Aynı pirinç tarlasına çeltik tarlası denildiği gibi. İşlendikten sonra alüminyum ismi ile anılıyor. Bu iklim, bitki örtüsü ve özellikle toprak yapısı bana Kamerun’daki Ngaunderé yi hatırlatıyor, zaten Ngaunderé de alüminyum yatakları vardır. Ginede alüminyum rafinerisi olmadığından boksit oradan yıkanmış cevher olarak gemilere gönderiliyor. Bu da çok ilginç bir konudur ama bu konuyla ilgili yorum yapacak kadar cahil değilim çünkü bunların hepsi hesap ve strateji işleri öyle boşuna konuşmaya benzemez.
Gine ‘nin iklimi savana iklimi olduğundan orada tropikal orman sıklığında bitki örtüsü göremedim. Ülkenin doğusunda Fildişi sınırında sık orman olduğunu söylediler fakat ben görmedim. Benim gördüğüm yüksekliği 10m. yi geçmeyen seyrek orman tipi ve bunda antropojen etki de çoktur bana göre. Kurak sezonda harmatan rüzgârı çölün sıcağını güneye indiriyor ve sıcaklığı arttırıp rutubeti azaltıyor. Kurak sezonda kesinlikle yağmur yağmıyor ve otlar çalılar kuruyor. Halkının %90 ı Müslüman nüfus ve tarihlerinde şehirde veya ilçe gibi yerlerde yaşayan halkın benimsediği din Müslümanlık olmuş yani ormanda dağda yaşayan halk zamanla Hristiyan olurken kentte kalan yerleşik olan çok eskiden beri Müslüman olmuşlar. Şehirleşme kültürü ile de şimdi hepsi iç içe girmişler. Bu tarihsel olay misyonerlikle anlaşılabilir, ormanda toplumdan izole köye gidip onları Hristiyan yapan misyonerlerin kararlı çalışmasının meyveleridir bunlar. Para ve gelecek kaygısı ile açıklanamayacak bir başarı öyküsü, kalpten bir dindarlık işte budur: şov yapan veya milleti ezmek için kullanılan bir dinden çok farklı.
Gine Conakry de gezme imkânım olmadı fakat ilgi alanım tarihi ve kültürel yerler olduğundan gidebileceğim yerlerde neler var bunları keşfetmeyi her zaman isterim.
İlk resim Boke’de eski bir kolonyal ev (muhtemelen idari bir bina olarak yapılmış) üzerindeki tarih doğruysa birçok şeye şahit olmuştur. Bu binaya bakan, temizliğini yapan ve kullanan bir adam var ve bu adam o binanın müştemilatında bir hediyelik eşya dükkânı var. Dükkânda otantik şeyler, heykel, maske ve biblo gibi yerel sanatsal şeyler satmaya çalışıyor. Bu adam ayrıca gelen ziyaretçiler için rehberlik yapıp içerideki etnografik şeylerin hikâyesini de anlatıyor. Anlattıklarının bazıları saçma sapan şeyler de olsa kendisini dinlettiriyor. Bu tarihi binanın altında aşağıdan geçen ve gelgitlerle haliç olmuş nehrin kıyısındaki iskeleye de indik. Burasının da aynı üst taraftaki binada anlattığı gibi kölelik döneminden kalma anılarının olduğunu üst taraftaki kolonyal binanın bodrum katında bekletilen kölelerin okyanusla yükselen nehir suyuyla gelebilen köle taşıyan gemiler için yapıldığını anlattı. Resimlerden biri o iskeleye giden yol diğer resim de iskeleden çekilmiş nehir resmidir. Bu binanın köle ticareti için kullanıldığı hakkında bilgi bana abartı geliyor, çünkü bu kurgu ve düzen bana belgeselini seyrettiğim Mombasa belgeselindeki evi hatırlatıyor. Tahta köle heykelleri, duvarlardaki güya zincir gerdaneleri ve bodrum kattaki penceresiz taş duvarlı odalar belgeselde seyrettiğim şekilde yapılıp yerleştirilmiş. Pekala, bende bu tip köle ticareti hikayeleri neden genelde uyduruk geliyor? Çünkü köle ticareti zamanında kölelerin Afrika’da satıldığı yerde yani bu ticaretin toptancıları yine Afrikalılardı. Güçlü bir kabile sevmediği veya zayıf bir kabileyi basıp bütün köyün insanlarını limanda beyaz adama satıyordu. Beyaz adam içeriye, ormana girip köy basıp yerel yakalamıyordu. Bu günümüze dönelim; eskiden zorla öldürerek bindirildiğini söyledikleri o gemilerin çok daha ilkeline binip Afrika’dan Avrupa’ya kaçıyorlar veya gelişmiş ülkelere kaçıyorlar ve kaçarken kimse onları zorla o botlara bindirmiyor. Aksine kaçaklar botu ayarlayana büyük meblağlarda para veriyor. Amistad filmi işin bu tarafını bilmeyenlere veya görmek istemeyenlere acıklı geliyor olabilir ama bana yapmacık geliyor (toplama kampı filmleri gibi).
Obelisk şeklindeki taş ise o dönmede Boke’ye gelmiş olan Fransız gezgin Rene Caillie ‘nin anısına dikilmiştir. Kendisi akademik veya askeri bir geçmişi olmamasına rağmen bir ödül için yola düşmüş ve hedefi olan Tümbüktü ye buradan başlayarak gitmiştir. Tümbüktü o zamanlar efsanevi bir zenginlik sembolüymüş Eldorado gibi bir şey sanırım. Caillie de ödül için gittiği Tümbüktü den sonra aldığı ödülle hayatının sonuna rahat yaşamış. Bence amaç Fransa devletinin o topraklara ne kadar hâkim olduğunu göstermek için yapılmış bir propagandaydı.
Gine ‘de çalıştığım proje büyük bir şirketin projesiydi ve dünyanın her yerinden çalışanları olduğundan benim kariyerim açısından önemliydi. Daha önceden de şantiye şefliği ve proje müdürlüğü yapmıştım ama Bouygues deki iş süreçleri ve şantiye süreçleri benim için iyi deneyimler oldu. Bouygues iyi bir şirket olmasına rağmen Gine projesi tam bir felaketti. Proje içinde 2-3 işi bilen staff var ama 2-3 kişi ile koskoca bir proje yürümez ve sonuçta bahanelerle kimse böyle projelerin hesabını veremez. Proje yönetimi bahane üretip de sonra kulak üstüne yatılarak ne yazık ki yapılmıyor. Fakat ana firmada yani GAC da çok değerli insanlar da vardı. Hepsine selam olsun. Son resimde benimle beraber Scott var.
Yolculukta uçak beklerken ve uçaktan inildiğinde kalmak için GAC ayarladığı Conakry de bir otelin içindeki heykeller de beni çok etkiledi. Çünkü bu heykeller ahşaptan ve vücut ölçüleri de uyumlu. Son resim işte bu heykeller.
Gine halkı greve ve toplumsal olaylara çok alışıklar. Benim orada kaldığım sürede birçok sefer genel grev oldu. Başkent Conakry çok karışıktı ama bizim olduğumuz yer başkentten uzak ve küçük bir yerleşim olduğundan toplumsal olayların kötü etkileri fazla görülmüyordu. Conakry de yakılan evlerden ve yağmalardan söz ettiklerinde başkentte kalmadığımız için durumdan memnun oluyordum. İşçi hakları ve toplumsal işçi hareketleri yerellerin hemen örgütlenebileceği şeylerdi. Fakat bu hassasiyeti çalışırken para aldığın yere samimi ve sadık olmakta gösterseler ekonomik durumları bir kat daha iyi olur. Çünkü işçi örgütlenmesi ve toplumsal hareketler ülkeye yatırım yapacak yatırımcıları ürkütür. Mesela Sangaredi de maden şirketleri ve şantiyeleri olmazsa o yöre işçi çekmeyecek ve Sangaredi ‘liler bütün gün evin önünde tavukları seyredeceklerdi ama şimdi hiç bir yerde bulamayacakları iş imkânlarını ve aylık ücretleri, hem de kendi şehirlerinde bulabiliyorlar. Bu vaka Sultan Galiyev ‘in söylediği sermayenin iyi imkânlarından faydalanan işçi kesiminin de mevcut düzeni destekleyeceği ve kesinlikle işçi sınıflaşması ve bunu takip eden proleter iktidar olamayacağı tezini doğruluyor. Elinde işi cebinde yetecek kadar parası olan dar gelirli kolay kolay yerinden kımıldamaz.
Gine de uzun süre kaldığım Afrika ülkelerine göre daha fazla güvenilir adam yüzdesi fark ettim. Yani Kamerun’daki 10 adamdan 1 ine sırtını dönebilirsin ama Gine’de bu rahatlıkla 5-6 kişi olur. Bunu yalnız din mefhumu ile açıklayamayız. Ayrıca buradaki Müslümanlarda mahremiyet çok geniş yani evinin önünde göğüsleri dışarıda kadınları birçok yerde görebilirsiniz. Bunu neden belirttim güvenilirlik ve mertlik karakterlerini dine bağlamamak lazım, bu kültür ile alakalıdır. Din ile ilgili olsaydı genç kızların bile göğüsleri açık halde sokakta göremezdik. Bir de şunu belirteyim ben göğüs fetişisti değilim yani göğüsleri dışarıda bir kadın beni tahrik etmez.
Gine’de iken çok istediğim proje bitişinde Türkiye’ye dönmeden 3. bir ülkeye gitme projesi de ne yazık ki gerçekleşmedi. Bu da benim müzmin şanssızlığım işte. Hayırlısı olsun bundan sonraki maçlara bakacağız.

