Abidjan 25.07.2018


       

Şehre ilk gittiğimde İstanbul’dayken hava alanında tanıştığım iş arkadaşımla beraber gittim. Daha önce de bu tip bir francophone ülkeye gidip uzun süre orada kaldığımdan neler görebileceğimi tahmin edebiliyordum. Tabii bunda Fransızca bilmem de etkiliydi. Şehir Ebrie lagününün iç kıyısına kurulmuş bir şehir, Ebrie lagünü yüz ölçümü belki Marmara denizi kadar fakat ince ve uzun olduğundan ne kadar büyük olabileceğini şehir merkezinden bakarak anlamak imkânsız. Hava alanından bizi çalışacağımız şirketteki iş arkadaşlarımız aldı ve şantiyede kalacağımız yere götürdü. Şantiye Abidjan’ın merkezi sayılabilecek Plateau’da idi. Plateau Abidjan’ın Manhattan’ı sayılır, çünkü hakkında çıkan haberler de Plateau’yu bu şekilde tanımlıyor. Büyük bir yarım ada şeklinde ve şehrin en yüksek binalarının olduğu yerdir yani silueti Manhattan gibi. Sofitel Hotel Abidjan hariç şehrin bütün yüksek binaları buradadır. İş hayatının ve birçok resmi dairenin de merkezi Plateau’dadır. Banka merkez binaları da bu yüksek binalar arasındadır. Plateau’da bir Suudi Camii de var. Aynı Yaounde’de olduğu gibi burada da şehrin güzel bir yerine yapılan bu güzel camii aslında Suudilerin bir iktidar göstergesi ve şehrin bütün üst düzey Müslüman bürokratları cami yakın olduğundan sürekli buraya geliyor, ne büyük bir propaganda…

Abidjan Nijerya’nın en büyük şehri (başkenti değil) Lagos’tan sonra Gine körfezinin en büyük şehridir. Ülke ekonomik olarak da çevre ülkelerden daha canlı olduğundan stratejik bir önemi de vardır. Burkina Faso ve Nijer’e geçiş noktasıdır. Buna coğrafi ayrıcalıkları da eklemeliyiz.  Lagün okyanusa bir kanal ile bağlı ve bu sayede şehirde bir büyük liman vardır ve oldukça hareketlidir. Atlas okyanusu sahili daha yüksek dalgalı ve liman için belki daha zorlu bir yer olacağından bu bence lagün Yaradan’dan bir hediye. Lagün çok uzun olduğundan ve okyanus kenarı olduğundan gel-git ile su seviyesi çok değişiyor. Ayrıca bu şekilde Plateau-Marcory arasında daha da belirgin hissedilen akıntı oluşuyor. Lagün çok büyük olmasına rağmen Abidjan da çok büyük olduğundan ve çevre kanalizasyon lagüne aktığından lagün ne yazık ki pis ve akıntıdan dolayı bu pislik her yerine ulaşıyor. Zamanında Avrupa’nın jet sosyetesi tarafından kaçış yeri olan Abidjan’daki zenginler adası İle Boulay zamanla eski cazibesini yitirmiş ama benim gibi dünyanın her yerine istediği zaman gidemeyen insanlar için ilgi çekici bir yer tabii.

Lagün şehrin yakaları arası ulaşımı için de uygun imkânlar sunuyor. Büyük şehrin sabah ve akşam trafiğinden kaçıp lagüne yakın mahallelere gitmek için lagün üzerinde vapur seferleri ve çok kötü durumda olan motorlu tekneleri kullanılır. Bu vapurların bazıları İstanbul’daki gibi rahat ve hızlı fakat diğer motorlu tekneler tam bir Afrika macerasıdır. Lagün ‘de dalga boyu da en fazla Marmara denizindeki gibi oluyor. Suyu pis olduğundan lagünden çıkan balıklar da pek çekici olmuyor ama kalitesine güvendiğiniz yerlerde balık yemeği ihmal etmemek lazım. Okyanus balığı deniz balığına benzemez ve çok lezzetlidir. Ayrıca otantik bir yerde yenilen yemek de sizi hemen alır ve daha uzaklara götürür. Yaşadığınız zamanı ve mekânı daha iyi hissetmenizi sağlar. Lagünde deniz ulaşım ağında yeni bir şirketin yaptırdığı vapur iskeleleri ve deniz yolu işletme müdürlüğü şantiyesinde bir süre çalışmıştım.

Lagünde su üzerinde yüzen ve hiçbir yere dokunmadan bir sağa bir sola akan lagün suyuyla hareket eden bir deniz bitkisi var ve bu bitki kesinlikle yere veya sahile değmeden lagün üzerinde yüzerek hayatını devam ettiriyor. İsmi Salad du mer. Çok güzel bir bitki, doğa harikası.

Abidjan büyük bir şehir olduğundan ve Fildişi Sahili ekonomik olarak çevre ülkelerden daha iyi durumda olduğundan sosyal hayat de daha iyi bir seviyede tabii. Gündüz vakti dışarı çıkıp güzel bir yerde oturup bir şeyler içmek veya yemek isteyenler için birçok alternatif var. Ben çok uzun süre Kamerun’da kaldığımdan orada olmayıp Abidjan’da olanlar bana çok güzel geliyordu. Misal Kamerun’da Mc Donalds veya Burger King gibi zincir fast food yoktur ama Abidjan’da Burger King vardır. 4000-5000FCA ile yemek probleminizi burada çözebilirsiniz. Abidjan’da alışveriş merkezleri de var. Bunlar böyle az gelişmiş ülkeler için büyük bir nimettir. Bir hafta sonu tatilinde alışveriş merkezine gidip biraz dolaşmak ve sonra bir şeyler yedikten sonra bir kahve içmek, bu tip ülkelerde uzun süre kalanlar için ne anlama geldiğini tahmin edemezsiniz. Türkiye’de sıradan bir aktivite böyle ülkelerde bir ayrıcalıktır ve maliyeti de biraz yüksektir. Bence en güzel AVM Cap Sud, kapalı alanı ve plan olarak bildiğimiz AVM lere benziyor ama büyük bir AVM. Şehirde Türkiye’den daha ucuza elektronik eşya bulmak diğer Afrika ülkelerinde olduğu gibi burada da yaygındır. Ucuza Dubai’den gelen cep telefonları hem kaliteli hem de ucuzdur.

Kamerun’da olmayan düzgün ana arterler ve şehir merkezindeki kaldırımı olan yollar burayı daha müreffeh bir ülke olduğunu gösteriyor, aslında benim alışık olduğum Afrika’dan farklı. Bir de yolları süpüren belediye görevlileri var ve bu da şehri daha çekici yapıyor. İlk ve kurucu cumhurbaşkanı eski bir sendikacıymış ve şu anda 5. cumhurbaşkanı görevini yapıyor fakat Kamerun da aynı sene kurulmasına rağmen şu anda 2. cumhurbaşkanı görev yapıyor. Aradaki gelişmişlik düzeyi demokrasisinde de kendini fark ettiriyor. Gine körfezindeki en büyük Fransız askeri üssü bu şehirdedir. Bu üs çok eski zamandan beri buradadır ve ülke dünyanın en büyük kakao üreticisi olduğundan önemli bir yeri de vardır. Gerçi biz de dünyanın en büyük fındık üreticisiyiz ama bunun stratejik önemini kullanamıyor iken bu küçük Afrika ülkesi bunu nasıl koz olarak kullanabilir ki.

Abidjan ülke kurulduktan sonra uzun süre başkentlik yapmış ama daha sonra başkent Yamossoukro’ya taşınmış. Yamossoukro’nun denizle kıyısı yok, daha içeride. Nüfusu da bir başkente göre çok azmış ama Abidjan yarı başkentlik görevini hala sürdürüyor. Cumhurbaşkanlığı konutu Abidjan’dadır. Sanırım bu başkenti karaya kaydırma başkenti Lagos olan Nijerya’nın başkentini Abuja’ya kaydırma fikri ve dönemsel olarak da aynıdır. Yabancı elçiliklerin hepsi de Abidjan’dadır. Çoğu da Plateau’da veya yakın yerlerdedir. Türkiye’nin büyükelçiliği de bir iş merkezinin katındadır. Türkiye’deki veya yabancı diğer ülkelerdeki gibi müstakil bir bina değildir.

Abidjan’da sosyal hayat olarak en hareketli mahalle Zone4 (zon katr) dır. Birçok Cafe güzel restoranlar ve gece kulüpleri vardır. Abidjan’a belki elli yıldan daha fazla süre önce gelip yerleşmiş olan Lübnanlıların burada da güzel lokantaları ve hatta kebap salonları vardır. Lübnanlıların ataları Fenikeliler gibi deniz aşırı yerlerde yaşamak ve buraları kendine yurt edinip zamanla ticaret ile zenginleşmek gibi milli bir özellikleri var. Gittikleri yerde birbirlerini çok tutarlar ve sürekli kendi milletine öncelik tanırlar ama bunu tabii ki körü körüne yapmazlar. Bizim milletimizde bu huylar olmadığından bu tip detaylara şahit olmadan anlamak çok zordur. Babil hükümdarı Nabukadnezar Filistin topraklarını fethettiğinde buradaki Fenikeliler akdenizin dört bir yanına dağıldı ama tüccar ve denizci millet olduklarından birbirlerinden kopmadılar. Kartaca’ya yerleşen Fenikeliler zamanla Roma imparatorluğuna bile kafa tutmuştur. Aynı fetihte Yahudiler de Babil’e sürgüne gittiler.

Zone4 da Prima Center isimli bir AVM var. Önünden geçerken hemen içerideki güzel restoranın tabelasını görürsünüz “Beyti” bildiğiniz beytidir bu. Burada her türlü kebap çeşitlerini bulabilirsiniz. Lübnan restoranlarının içinde en güzeli ve nezih olanı bence La Terrasse. En üst katı açılır çatılı ve Café-restaurant şeklindedir. Temizdir ve servisi de çok iyidir. Fiyatı da bu seviyeye uygundur. Ben akşamları canım sıkıldığında ve dışarı çıkmak istediğimde kaldığım yerin az aşağısında olan HappyHours’a gidiyordum. Kendi kendime takılmak istediğimde gittiğim bir yerdi burası. Küçük bir bar olan Happyhours’ın müşterileri genelde maddi durumu iyi olan yereller ve kalıcı olarak bu şehirde çalışan veya kendi işini yapan ve hepsi orta yaşın üstü beyazlardır. Elit bir mekân olan Happyhours’ın menüsü de biraz pahalıdır ama zaten her akşam gidilecek bir yer de değil tabii. Plateau’da diğer saydıklarımı geride bırakacak bir yer var ama çalışma saatleri yalnız resmi çalışma günleri ve sabah sekiz-akşam altı olan Abidjan Café Brasserie. Kelimenin tam anlamıyla Elit bir yer ve restoran menüsü de çok güzel ama tahmin edilebileceği gibi pahalıdır. Restoran bir iş merkezindedir ve bir iç avluya bakıyor. Bu iç avluda ise aynı iş merkezinde olan bir sanat galerisinin eserleri vardır. Bir kısmı aynı avluda olan bu sanat eserleri ve Abidjan Café’nin güzel havası birleşince çok harika vakit geçiriliyor. Böyle yerler beni her zaman daha uzak yerlere götürmüştür fakat hayal ettiğim yerler Türkiye değil tabii. Diğer bir mahalle ise Cocody değinilmeye değer. Abidjan’ın en pahalı ve lüks mahallesi burasıdır. Büyükelçilerin rezidansları genelde Cocody’de olduğundan bana Bastos’u (Kamerun) hatırlatıyor. Fakat Bastos’tan farkı burada da şehrin diğer merkezi yerlerinde olduğu gibi temiz cadde ve güzel, sakin mekânlar bulunabilir. Bastos da lüks ama sosyal ortam yaratamamış, demek ki dışarıdan gelenlerle olmuyor, o ülkenin insanları böyle elit mahalleler ve hareketli sosyal ortamlar yaratabiliyor. Abidjan ‘da uzun süre kalmak isteyen varsa önce Cocody’den ev aramalı eğer bulamazsa Zone4 gibi yerlere bakabilir.

Şehrin sembolü diyebileceğimiz katedral ve önündeki ana binasından daha büyük katedral giriş yapısından dolayı şehrin merkezinin birçok yerinden görülür. Giriş yapısı ve girişindeki yüksek mahmuz, mahmuzdan aşağıya doğru inen halat gibi bağlar ile klasik bir kilise görüntüsüne benzemiyor ama Yamossoukro’daki kilise Afrika’daki en büyük kilisesi imiş. Planı da Vatikan’daki St. Pierre kilisesinin aynısı imiş. Bence tamamen özenti ve eziklik eseri olan bu kilise Yamossoukro’nun gezilecek veya görülmesi gereken tek yeri imiş. Ben Yamossoukro’ya gitmedim. İşim dolayısıyla vaktim olmadı. Hafta sonu Abidjan ‘da oturanların en çok gittiği deniz kenarı olan Grand Bassam’a gittim. Okyanus kenarı olan Grand Bassam çok güzel kumu olan plajları ve denize doğru uzayan palmiye ağaçları ile tam bir tropikal görüntüsü var. Okyanus kenarı olduğundan dalga boyu en sakin günde bile 1 metre oluyor ve okyanustaki bu rutin dalgalar çok ilginç bir uğultu yapıyor. Okyanusun sesi bu, dalgalar alır götürür.

Abidjan’ın en büyük mahallesi Yopougon’dur. Burası suçun da en fazla olduğu yerdir ve beyazlar buranın her sokağına girmemeli veya bilmediğiniz yerinden geçmemelisiniz. Kamerun’da olmayan derecede saldırgan tipte insanlar görebilirsiniz. Buralarda gece yol kesip cep boşaltan çeteler varmış fakat bu saldırganlığı şehrin bir çok mahallesinde ara sıra da olsa görmeniz mümkün yani gece dışarıda dolaşmak hele ki yaya olarak dolaşmak tehlikelidir. Çünkü beyaz olduğumuzdan her zaman hedefteyiz ve biz onlara göre ayaklı bir cüzdanız. Bunu her yerde akılda tutmak ve buna göre davranmak gerekmektedir.

Orada uzun süre kalmış olan başka bir iş arkadaşım bir akşam bizi Grand Bassam’da bir sahil barına götürdü. Akşam gittiğimizden mekanı da aydınlatma ne kadar kuvvetli ise o derecede görebildiğimiz bir yerdi. Gayet otantik ve her yerinde yerel motifleri kullanılmış olan bu açık hava barı Reggae müzik sevenler için açılmış bir yerdi. Kum üstünde her yerde otantik maskeler, totemler ve Reggae müzik yapan şarkıcıların resimleri vardı. Afrika’nın belli başlı liderlerinin de resimleri kült gibi başköşede idi. Nelson Mandela ve Etiyopya kralının resimleri da Reggae starları ile yan yana idi. Çalışanları ve sahibi olduğunu tahmin ettiğimiz müzik yapanlar da tam bir Bob Marley fanatiği idi. Gitar çalarak sürekli Reggae müzik söylediler. Bob Marley’i bir kült olarak seven bu insanlar aslında Bob Marley’i bir peygamber gibi görmekteydi. Onu ve kültünü dini bir şeymiş gibi anlatıyorlardı, Reggae müzik söylerken kendilerinden geçiyorlardı. Sanırım sürekli ot içiyorlardı ve rasta saçları ile ilgili şarkılar söylüyorlardı. Orada el yapımı şarap tadında bir içki içtim. Tadı pek sert değildi ama oraları görünce insan ister istemez tedirgin oluyordu. Sanırım uzun süre yıkanmıyorlardı ve bu halleri de onların ruh haline tam uyumluydu. Hafta içi üç kişi gittik ve mekânda kimse yoktu ama hafta sonu özellikle cumartesi gecesi tıklım tıklım olduğuna eminim. Esrar orada çok kolay bulunan bir şey olduğundan bu tip ortamlara çok giden insanlar ister istemez esrarla tanışmak durumunda kalır.

Sinemaya gitmek için ya İnstitut Français veya Sofitel Abidjan’a gitmeniz gerekiyor.

Diğer yerleri bilmiyorum ve güvenli olduğuna da inanmıyorum. Sofitel Abidjan da hafta sonu gidip rahat bir yerde bir şeyler içmek için güzel bir yer ve temiz olduğundan benim tercihlerim arasındadır. Balık için de tercih edilmeli çünkü uluslararası bir otel olduğundan standartları gereği temizdir. Golf Hotel de güzel bir yer ama Sofitel ile karşılaştırılamaz. Eski bir otel olan Golf Hotel ismini üst tarafındaki Golf alanından alan bir oteldir. Golf Club’da da güzel bir restoran var. Güzel pizza yapıyorlar. Oranın yan tarafında başlayan bir büyük şantiyede çalıştığımdan akşamları yemek için bu Golf otele gelir servisi diğer yerlere göre hızlı olan lobi restoranında krep ile akşam yemeğini geçiştirirdim.

Buranın alternatifi Cocody’deki Burger Kingdir. Orası uzak olduğundan akşamları yürüyerek Golf otele ballı krep yemeğe giderdim. Fiyatı herhalde kola dâhil 2500 FCA. Hayvanat bahçesi de dolu ve güzel bir yerdir. Hayvanlar yine her zamanki gibi sizden bir şeyler beklemekte ve gelenler de eli boş gelmemektedir. Özellikle maymunlar görülmeye değer.