Casablanca 24.07.2018


         

Casablanca’ya Kamerun’a gitmek için bir aktarma noktası olarak gidiyordum. Fakat bu aktarma noktasında her seferinde 1-2 gün kaldığımızdan ve bu gidiş-geliş 2-3 sefer olduğundan zamanla Casablanca’yı da gezme imkânım oldu.

Şehir merkezi ile hava alanı arasında uzun bir mesafe vardır. Şehre kadar giden trenleri kullanırdık fakat taksiler de şehir merkezinde istediğiniz noktaya gitmek için daha iyi oluyor çünkü valizlerle otele giderken uzun bir yol yürümek zorunda kalabiliyorduk. Havaalanı Muhamed V (sinq) güzel bir hava alanı fakat Türk olduğumuzu anlayan görevli polisler “gardaş” deyip sürekli ve can sıkıcı olarak para istiyorlar. Şehir merkezi temiz ve sokaklarda emniyet korkusu olmadan dolaştık fakat gece hayatına akmadığımızdan şehrin bu kısmını hiç görmedik. Fasa daha önce giden arkadaşlar gece hayatının da çok canlı olduğunu söylüyorlar. Ben Kamerun’da ve Fildişi Sahili’nde Faslı hayat kadını gördüm bu yüzden gece hayatının da canlı olabileceğini tahmin ediyorum.

Şehir merkezi bence El Medina tabii. El Medina diğer benzer kültürlerde olduğu gibi eski şehir merkezi ve şimdi yalnız alışveriş merkezi olan tarihi dokusu bozulmamış bir kapalı mahalle. İçinde meskûn binalarda var fakat bütün sokakları küçük dükkânlarla dolu ve bu dükkânlarda genelde hediyelik eşya ve kıyafet satılıyor. Bir şey almak için kesinlikle pazarlık yapılmalı. El Medina’nın daha ilerisinde Muhamed V parkında oturup çevredeki resmi binaları ve kentin dokusunu daha iyi hissedebilirsiniz. Parka bakan Fransız konsolosluk binasının önünde herkesin görebileceği şekilde ve önü açık olarak 1. dünya savaşında Fas’ı işgal eden Fransız kuvvetlerinin komutanı Mareşal Lyautey in kocaman bir heykeli vardır. Bu heykel bilenlere tarihi ve tarihte yapılan büyük acıları hatırlatıyor mu bilemem ama benim için Lyautey’in söylediği söz aklıma geliyor: İslam kocaman bir davul gibi bir yerinden vuruyorsun ve her yerinden ses geliyor. Bu söz o zamanlar İslam coğrafyasının genel halini anlatıyor da biz ne zaman böyle bir birimize bu kadar yabancı oluverdik. Bu yalnız bizim tarafımızdan kabul edilmiş laiklik prensipleri ile olamaz. Biz gruptan ayrıldığımızı varsayalım ama grubun diğerlerine ne oldu o zaman. Demek ki karşılıklı bir uzaklaşma var ve bu grubun tümü için geçerli.

Şehrin diğer güzel yeri Habus bence. Burada da bir kapalı çarşı var ve çok güzel kıyafetler satılıyor. Ben de buradan bir keten tişört almıştım hala giyerim. Çok kaliteli ve önü işlemeli olduğundan farklı bir havası var. Afrikalı havası kendini gösteriyor.Orada Mahkama du Pacha var. Çok güzel mekanlar ve gezdikçe oraların yaşam tarzı, insanların günlük yaşamda yaptığı işleri seyrettikçe insan kendi durumunu unutup bir başkası oluveriyorsunuz. Hasan II camiyi ise bence tamamen turistik ve gösteriş olarak yapılmış bir camii ve caminin görevine hitap etmiyor. Çünkü ben oraya gittiğimde içeride namaz kılacağımı söyledim, hem namaz kılıp hem de içerisini görmek istedim ama bana izin verilmedi. Namaz kılmak istiyorsan alt katta mescitler var orada kıl dediler. Bir cami ve içeride namaz kılınamıyor. Bu çok ilginçtir.

Bir şeyler yemek istediğinizde lokantalarda yapılan yemekler bizim damak tadımıza çok uygundur. Etli ve şişli yemekleri, kebapları her yerde bulabilirsiniz. Ama “Fasa gittim ben hala Türkiye’deki gibi yemek istemiyorum” derseniz Tajin öneririm. Bir et yemeği olan Tajin’in içinde kurutulmuş erik de konuluyor yani yerken tatlı şeyler de dilinize dokunuyor. Eğer iyi bir yerde yerseniz güzel bir yemektir. Çay isterseniz size nane çayı getirirler, orada çay nane çayı demektir. Buradaki çayı isterseniz bunu ayrıca belirtmelisiniz. Şehir merkezinde her yerde fransızca konuşarak anlaşabilirsiniz. 

Meşhur Casablanca filminin çekildiği yerin benzeri bir kaç yer varmış tabii o filmin ekmeği hala yeniyormuş ama ben oralara gitmedim. Şehri ve şehrin geniş ve güzel caddelerini gezmek bana daha çok zevk veriyordu. Caddelerdeki Art Nouveau desenli binalar mesleki olarak beni daha çok etkiliyordu.

Categories