Garoua 12.08.2018


Garoua ‘ya iki sefer gittim. İlk gidişim Çalıştığım şirketin patronu Garoua ’lı bir iş adamıydı ve onunla beraber hem devam eden Garoua hava alanı tadilatı projesini kontrol etmek ve hem de patronun Garoua ‘nın merkezinde Plateau mahallesinde olan müstakil evinin yenilenmesi işini kontrol etmekti. Hayatımın belli başlı deneyimlerinden olan çalıştığım bu şirket benden başka Türk olmayan bir şirketti ve her milletten insan vardı. Bu abartılı bir cümle değil; Alman genel müdür H. Stiehl, Koreli yatırım müdürü Mr. Park, Hintli proje müdürü Mr. Ravindra, ben ve tabii ki yerel amirler ve şefler vardı. Toplantı olduğunda salon Birleşmiş Milletler gibi oluyordu.

İlk uçuşum Douala’dan Garoua’ya oldu. Uçağa bindiğim zaman bu hattın bir ring seferi olduğunu anladım yani Cam Air Co. Yaounde ‘den başlayıp sırasıyla Douala, Garoua, Maroua ve Ndjamena ya uğrayıp tekrar başkente geliyordu. Sonradan bütün seferlerin böyle olduğunu duydum ama buna pek inanmadım. Uçaktan inerken bizi patronun oradaki evinde çalışan kâhya gibi bir görevli karşıladı ve patronun tadilat yapılan evine gittik. Gece gelirken yol kenarına ekilmiş olan süs ağaçları ve onlardan gelen harika çiçek kokuları beni çok etkilemişti. Ev çok büyük ve tadilat yapılan kısım; sonradan eklenen yerlerde olduğundan kalmamızda bir sıkıntı çıkmadı. Zaten tadilat boya, kapı, fayans ve havuz yenileme tadilatıydı. İlave kısımlar yalnız gelenlerin kalması için yapılmış içinde banyoları olan otel odası gibi odalardı. İş adamı olduğundan iş için gelen misafirleri, müstakil ve sakin bir mahallede olan kendi evinde ağırlayıp hem ekonomi hem de iyi bir etki bırakmayı düşünmesi mantıklı bir hareketti. Ertesi gün tadilat yapılan hava alanına gittik. Hava alanının hepsi tadilattaydı ve işin büyük bir bölümü bitmişti. Projeyi çizen İtalyan firma hava alanı çatısını komple İtalya’dan bir firmaya kanalize edince çalıştığım şirket o işten çok para kaybetmiş ve bu detay da keşifte olmadığından ek bütçe çıkartmak tamamen patronun siyasi gücüyle alakalı olmuştu. Ben oraya gelince oradaki işlerin toparlanmasını bana bıraktılar fakat Lübnanlı Samir Hicazi ile konuştukça işin çoktan onarılamayacak şekilde bozulduğunu ve sebebinin de yüksek maliyetli İtalyan çatı sistemi olduğunu gördüm. Öyle ki çatıyı yapacak olan İtalyan ustaların otel masrafları bile çok ciddi rakamlardaydı. Daha başlanılmayan işlerle ilgili bir ara iş programı ve satın alam programı çıkarttık. Hemen bağlantı kurup malzemenin rezervasyonunu yaptırdık ki maliyetin ne olacağını tespit edelim. Fakat bu çatıdan yenmiş olan kazığın yanında yalnız zararı arttırmayan hareketlerdi o kadar. Hava alanının kapanan ve şu anda kullanılmayan kontuarlar ve bekleme salonları hava alanı çok eskiden belki 1960 larda yapıldığından ve hiç bir değişiklik olmadığından aynen duruyordu. İçinde gezerken sanki o yıllara gitmiş gibi oluyordum. Bekleme salonu tabelası harf karakterleri bile o zamana uyumlu olduğundan tam bir retro rüzgârı ve yaşanılması gereken deneyimdi. Üst kata çıkıp şimdi boş olan restoran-bara oturdum. O yılları hayal edip Johny BeGood dinledim.

Garoua şehir merkezi küçük ama düzenlidir. Yolları Yaounde’nin yollarından daha iyi ve düzgündür. Devlet binaları ve devlete ait olan Benoue otelinin olduğu yerler güzeldir fakat yürüyerek gezilecek yeri fazla yoktur. Tabiatı harika olduğundan şehirle ilgili anlatılacak güzel bir görüntü yoktur. Tadilatını yaptığımız hava alanın çatısına çıktığımda uçsuz bucaksız Savana ayaklarımın altındaydı. Her yer dümdüz ve hiç bir yükseklik yoktu. Böyle görüntülerde benim aklıma dünyadaki yerimiz, uğraştığımız şeylerin küçüklüğü ve manzara arasındaki tezatlık, memleket sevgisi vb. şeyleri bana sorgulatıyor. Peygamber Efendimizin çocukluğunun bir kısmını geçirdiği çölde, çölün Peygamber Efendimizin muhteşem kişiliğine nasıl katkılar sağladığını bu sayede tahmin edebiliyorum. Çöl bomboş bir yer değil, öğretecek ve öğreneceğimiz çok şeyi var ve almasını bilmek lazımdır. Garoua nın diğer tarafı yani Adamaoua tarafında dağlarının yüksekliği ve aniden bıçakla kesilmiş gibi bitivermesi görülür. Şehrin bittiği yerlerde ise savananın yerel çalıları ve belgesellerde görmeye alışık olduğumuz gövdesi geniş dalları az ve ince ağaçları görülmeye başlar. Bu ağaçlar Baobap ağacına çok benziyor ama kimseye bu ağaçların cinsini soramadım. Bu şehir ve bu kuşak savanadan çıkıp çöl iklimine geçiş yerinde olduğundan hem bölgeye has bitki örtüsü çölden ve hem de savandan izler taşıyor. Yaounde ‘den çıkıp Bafoussam ‘a giderken Sanaga nehrinin güneyi tropikal yağmur ormanları bölgesidir, kuzeyi savananın başlangıcıdır. Burası da savana ile çölün geçiş çizgisi oluyor. Buranın kuzeyi büyük Sahra çölü ve oradaki ülkeler de çöl ülkeleridir. Sahra Afrika’nın en belirgin tanımlama ayracıdır. Sahra üstü ülkeler ve sahra altı ülkeler.

İkinci gelişim Garoua ‘lı bir emniyet müdürünün villasının ince işlerinin keşfini çıkartmak içindi. Emniyet müdürü uçak biletimi, kaldığım oteli ve harcadığım zamanın da karşılığını bana ödediği için çok güzel ve karlı bir yolculuktu. Kaldığım otel Hotel Benoue idi. Devlete ait olan bu otelde daha önceden gelişimde tanıştığım bazı arkadaşlarımı da davet edip onlarla konuşma imkânı bulmuştum. İkinci gidişimde tek başına gittiğimden istediğim yerleri tekrar görme imkânım da olmuştu. Bu yer tabii ki uçsuz bucaksız savana düzlüğü ve güneşin ihtişamlı batışıydı.

Kuzey Kamerun insanları genelde güneyliler gibi arsız ve yüzsüz değildir. Durulacak yeri bilirler ve resmiyeti severler. Çoğu dindar olduklarından Allah’tan da korkarlar. Tabii burada istisnalar da var fakat genel olarak Yaounde ‘liler gibi görgüsüz değillerdir. Bu tabii sokaklarda dileğimiz gibi dolaşabileceğimiz anlamına gelmez. Biz orada rengimiz itibariyle zaten hedefteyiz, kendimizi ne kadar oralı hissetsek de karşıdakiler bizimle aynı fikirde değildir.