Kribi – 01.08.2018


Geçen bu nehirde ve kıyıdaki sık ormanlıkta insan kendinden geçer. Harika bir doğa örtüsü ve sakin nehir Allah’ın bir mucizesidir. Nehir kenarlarındaki ağaçlarda koşuşturan maymunları zor seçersiniz ama oralarda bir koşuşturma olduğunu sallanan dallardan ve çıkan seslerden anlarsınız.

 

 

Bir süre sonra motor kıyıya yaklaştı ve bizde inmek için hazırlandık. Bize motorcu ve motorcunun yardımcısı eşlik ediyordu. Kıyıya ayak bastığımızdan Pigme köyüne gidene kadar kısa ve sık olmayan bir ormanın içinden yürüyerek vardık. Köy toplamda çocuklar dahil 12-14 kişi vardı. Daha sonra öğrendiğimize göre orası aslında bir köy değilmiş ve esas köy nehrin daha yukarısında timsah bölgesinin üstündeymiş. Biz tabii timsahlarla tanışmayı istemediğimizden bulduğumuzla yetindik. Pigmeler herkesin bildiği gibi kısa boylu ortalama 150-170 arası ve gayet zayıf ve ilkel insanlar. Hayatları boyunca yani doğma-büyüme ormanda kaldıkları için şişmanlık yok tabii. Hayatlarını ormanda toplayıcılıkla geçiren bu insanlar ormanda ince dalların yan yana getirilip bağlandığı sadece yatacak kadar büyük olan evlerde kalıyorlar. Hayatları boyunca asfalt, araba, elektrik ve su faturası, doktor ve ilaç vs. görmemiş bu insanlar hastalandıklarında ormanda herkes tarafından bilinen ağaç kabuğu veya ottan yiyerek tedavi oluyorlar. Yıkanmıyorlar ve vücutlarının o pis kokusu sayesinde sivrisineklerden uzak duruyorlar. Kamerun’un iklimi, mevsimler arası sıcaklık farkı çok az olduğundan zaman mefhumu da ortadan kalkıyor. Kış gibi bir şey olmaması zamanı ortadan kaldıran en büyük farklılık bence. Ormanda meyve, balık ve küçük hayvanları avlayarak besleniyorlar. Biz de biraz köyde dolaşıp sağa sola baktıktan sonra gidiş için aramızda konuşmaya başlayınca bizi oraya getiren motorcu Pigmelerin güzel dans ettiğini ve bir şeyler verirsek bize de dans edebileceklerini söylediler. Bu da tabii motorcu ve onlarla anlaşmalı pigme şefinin bir oyunuydu. Biz ‘tamam’ dedik ve onları beklemeye başladık. Süre uzayınca pigme şefinin yanına gittim ve kalkmak gerektiğini ve dans etmek gerektiğini vücut dili ile anlatmaya çalıştım. O da hayatımda unutamayacağım bir hareket yaptı: Güneşi gösterdi ve oturmam için basitçe elini salladı. Hareket yani güneşi göstermek zamanı anlatıyordu ve şehirde oturan insanın kendi icat ettiği zamanın ormanda hiç bir anlam ifade etmediğini burada peşpeşe gelen günlerin arasında hiç bir fark olmadığından zamanın aslında burada durduğunu hatırlattı bana. Zaman onlar için yoktu ve her şey aynı gündü aslında. Hiç bir tasa ve beklenti yoktu ve tek sorun ormanda yemek için bir şey toplamaktı. Kendi kendimize uydurduğumuz şeylerin esiri olmak ne kadar mantıklı ve acımasızca ise ormanda maymun avlamaktan daha zor bir şey olmadığı bir hayat o kadar mantıklı ve acımasızca. Doğru olan yok aslında sadece ilahi tecelli bizi karmaşaya mı veya sadeliğe mi layık görmesi ile alakalı. Dansın iki saat sonra olması bizim istediğimiz yere gecikmemiz demekti ama orman insanı hiç bir şeye geç kalmadan yaşamış zaten geç kalmak gibi bir kaygısı olmayan bir insandı. Hayatı ve zamanı sorgulatan insanlar… Pigme dilinde ‘merhaba’ Ağua demektir.

Daha sonra Kribi’ye giitiğimde öğrendiğim Hotel İlomba sahili, restoranı, ortamı ile çok güzel bir otel. Sahibi de Avrupalı olan otel, hafta sonları Douala ve çevre şehirlerdeki beyazları çekiyor. Otelci Kribi’nin bütün değerlerini çok ustaca kullanmış ve müşteriye sunmuş: deniz, kum, sakin bir yerde doğal hayat ve yapay olmayan mekânlarda yerel tatlar.

Daha sonra Yaounde’de bir arkadaşımla beraber gittiğim Kribi’ye yakın ama iç tarafta olan Akono’da bir büyük kilise vardır. Şehirden ve yollardan uzak bu kazaya daha sonra geniş bir yol yapılmış fakat bu yol bile buraya gelişi o kadar da rahatlatmazken bundan 100 yıldan fazla süre önce bu yere bu kadar büyük bir kilise yapmak oraya gelen misyonerler için büyük bir başarıdır. Anlatılanlara göre o kiliseyi Amerikalı misyonerler 1800’lerin sonlarında oraya gelip yapmışlar. Oralara daha düzgün yol bile yokken bu kadar gösterişli bir binayı oraya dikmek çok büyük bir inanç ve tutkunun eseri olabilir. Şimdiki zamanda şehre gelip temiz yerlerde misyonerlik veya Tebliğ yapmak herkesin yapabileceği şeydir ama dağın başına bir iz bırakmak ve bu tutkuya imrenmemek elde değil, çünkü kalpten gelen bir özveriyle yapılan şeyler çok kaliteli oluyor ve bu şey bir kilise bile olsa da saygı uyandırıyorlar.

Kribi Ekvatora yakınlığıyla iklimsel olarak sürekli bulutlu ve cam gibi bir gök mavisini zor göreceğiniz bir yer olduğundan internette gördüğümüz güneş batışını burada göremeyiz çünkü ufuk çizgisi hep bulutlu ve sislidir. Ama bazı akşamlar güneş denizin üzerinde ufuktaki bulutları kızıla boyadığında tabiat harikası manzaralar ortaya çıkar. Güneş Kamerun’da, Türkiye’dekinden daha hızlı batıp doğar bunun sebebi ekvatora yakınlıktır.