Söğüt 31.10.2022


Mersin Akkuyu’da çalışırken Bursa şantiyesinde beraber çalıştığımız bir tanıdığım vasıtasıyla Bilecik Söğütteki altın madeni şantiyesinde iş buldum. Beni zaten gözden çıkardıkları için Akkuyu şantiyesinden ayrılmaya niyetli idim ve tam da bu sırada tanıdığımdan haber gelince çok güzel bir süreç oldu.

Buradaki iş daha önce Koza Altın firması tarafından başlatılmış fakat daha sonra çeşitli nedenlerle Gübretaş Maden’e geçmiş olan bir madendir. Altın burada çok eskilerden beri çıkartılmaktadır fakat bu büyüklükte bir yatırım daha önceden yapılmamıştır. Çok eskiden beri altın olduğu bilinen buraya diğer yerler gibi (Erzincan, Biga vb.) neden bir işletme kurulmadığı da ayrı bir mevzudur. Yoksa dıjj gücler….:)

İlk altın çıkartılması ise tamamen efsanevidir. Frigya devletinin kralı Midas (eşek kulaklı olan) mitolojiye göre bir tanrının takdirini kazanır ve tanrı da ondan bir dilek dilemesini ister. O da çok altın istemesi üzerine de tanrı ona dokunduğu her şeyin altın olacağını söyler. Bu ilk anda harika bir şeydir fakat yemek zamanı gelince dokunduğu yemekler de altına dönüşür ve hatasını anlar. En sonunda yanlış hatırlamıyorsam çocuğuna dokunur ve O da altın olunca Midas tanrılara yalvarır ve bunun bir hediye değil bir lanet olduğunu, bu lanetten kurtulmak istediğini diler. Ona bu özelliği veren tanrı Midas’a bir yeri söyler ve oradaki derede ellerini yıkarsa bu lanetten kurtulacağını anlatır. Midas o dereyi bulur ve orada yıkanır böylece lanetten kurtulur ama dere suyu altın akmaya başlar ve Mitolojide anlatılan dere yani Frigya’lıların olduğu ve altın bulunan yerler: Bilecik-Söğüt, Çanakkale-Biga ve İzmir Manisa arasında bir yerdir. Böyle olunca hikâyenin çıkış noktası gerçekte de altın çıkartılan bir yerin toplumlar arasında nasıl bir efsaneye dönüştüğünün güzel bir kanıtı oluyor. Daha önce üstünde insan olan bir at görmemiş birinin belden yukarısı insan belden aşağısı at olan Kentor’u hayal etmesi gibi bir hikayedir bu. Bu dere daha sonra orada altın arayan insanların kullandığı bir teknik ile nasıl başka bir efsaneye dönüştüğünü ve bizi gülümsettiğini anlatıyor. Hikâye Herakles’in (Herkül) yapacağı 12 görevden birinin çıkış noktasıdır. Görevlerden biri bilmem kimin altın postunu almaktı. Bu altın postun aslı ise dereden, çaydan altın bulmak için kullanılan bir yöntemden geliyor. Şöyle ki: koyun ya da keçi postunu kılları-yünleri suya dokunacak şekilde dere yüzüne geriyorlar ve suda geçen bütün alüvyonlar postun kıllarına takılıyor. Bu alüvyonlar daha sonra post silkelenerek toplanıyor ve posta takılan alüvyonun içindeki altında böylece tutulmuş oluyor. Alüvyondaki altın çok olunca halk içinde postun altına boyandığı hatta daha sonra zaten altın olduğu kulaktan kulağa yayılmıştır. Sonuçta altın post Herakles’in mitolojik hikâyesine de konu oluyor ve hoş bir rastlantı çıkıyor.

Söğüt Osmanlı devletinin kurulduğu yerdir fakat Osmanoğulları daha beylik iken buralarda ikamet ederdi. Osmanlıyı devlet yapan ise Bizans ile giriştiği Yalova’daki savaştır. Halil İnalcık hocanın söylediği gibi beylik o savaştan sonra bildiğimiz anlamda bir devlet oluyor. Söğüt’ü yayla Domaniç’i kışlak olarak kullanmışlar ve beylik dönemlerinde ise İsfendiyaroğullarına bağlı bir uç beyliği idiler. Söğütteki yerleşmeleri buradaki hayvancılık ikliminden mi yoksa çok eskiden beri (Frigya ve ardından gelen medeniyetlerin hepsi kendi teknolojilerine uygun olarak buradan altın çıkartmışlar) buradaki altından gelecek olan artı bir gelire ilgi duydukları için mi? bunu bilmek tabi ki benim gibi tarihe sadece meraklı biri için imkansızdır. Maden sahası içinde çok eskiden buradan altın çıkartılan bir mağara benzeri kapalı ocak çıkışı var. Daha cumhuriyetin ilk yıllarında MTA ile burada altın tespit ve çıkartılması yapılmış ama daha öncesinden Osmanlı, Bizans ve öncesi Roma ve Helen yerleşimlerinde de burada altın çıkartılıyormuş. Hatta parayı icat eden Lidyalılar da batı Anadolu medeniyetidir ve parayı piyasadaki değerlerin karşılığı olarak çıkarttıkları için ellerinde piyasadaki dolanan para kadar altın olması gerekir ki bu altın da bu bölgeden çıkartılan altındır. Yoksa piyasadaki karşılığı olamayan bir değeri üretip bunu kullandırmak o zamanın yapabileceği bir hareket değil, bu hareketi dünya ancak son yüzyılda yapmaya başladı.

Söğüt merkez küçük bir ilçe (merkez yaklaşık 10.000 nüfusu var sanırım) ve Bilecik ile Eskişehir’in tam ortasındadır. Büyük bir şehir olarak Eskişehir tercih edildiğinden herkes her işini Eskişehir’den halletmiş (alışveriş veya sadece gezmek) ve ilçe pek büyüyememiş. Bu sorun Gebze-İstanbul ilişkisi için de geçerlidir. İçinde en başta Ertuğrul Gazi türbesi olmak üzere Çelebi Mehmet Camii, Hamidiye camii aynı dönemde yapılmış okul ve yetimhane binası (son ikisi şimdi başka amaçla kullanılıyor) ve etnografya müzesi vardır. Müze pek zengin değil ama binası şahanedir. Ertuğrul Gazi türbesi önünde, televizyondaki Diriliş dizisi ile beraber başladığı belli olan jandarma tarafından tutulan saygı nöbeti vardır. Kıyafetleri de Diriliş dizisinden çıkmış gibi giyinen sakallı askerler tarafından tutulmaktadır. Ertuğrul Gazi de silah arkadaşlarına hayranlığım ve saygım sonsuz ama böyle diziler ile hatırladığımız geçmişimizi yine bir dizi ciddiyetinde hatırlamamız bana pek yavan geliyor. Bir de Söğüt şenlikleri var. Her yılın Eylül ayında yapılıyor ve son dönemlerde ciddiye alınmaya başladığı kesin ama halk her zamanki gibi notu çoktan vermiş. Şenliklere ‘panayır’ diyorlar. Son dönemdeki çakma yurt severlerin ve ecdat savunması yapanların olağan üstü bir ciddiye aldıkları bu konulara halkın verdiği bilgece ve aslında işin iç yüzünü gösteren bir isimlendirmedir. Köroğlu’na özenip kendinin de Köroğlu diye çağırılmasını istediği için kendi babasının gözünü kör eden bir psikopata halkın verdiği isim ‘Körün oğlu’ ismi de işte aynı soğuk kanlılıkla ve bilgece verilmiş bir isimlendirmedir. Söğüt tam olarak iç Anadolu, Karadeniz, Marmara ve Ege’nin tam ortasında kalmış ve Bilecik ilinin 4 coğrafi bölgede de toprağı vardır. İklimi de tam bir geçiş iklimidir: bazen ılıman, bazen çok sert. Fakat kültür olarak Ege’ye daha yakındır çünkü türküde de denildiği gibi Söğüdün efeleri var ve Söğüt şenliklerine de katılıyorlar. Konuşmaları da Egeli şivesine daha çok benzer.